Text

Performing Arts Master Thesis

stand-up_perform_dans_yontemiyle_kamusal

tez-goncamsu-bitmis

 

Papers:

İçindekiler. Gonca Gümüşayak. Likit Politika. pdf

UNITY OF BODY AND SOUL THROUGH DANCE

Unity of Body and Soul trough dance.pdf

http://archiportal.blogspot.com/search/label/http%3A%2F%2Fgoncagumusayak.wordpress.com%2F

Hayali ve Suretleri- bir gölge oyunu- Imaginative and its Shadows-a shadow play-
Concept and performance: Gonca GumusayakInteractive
Video Design:Ahmet Güzererler
Music:cello: Duygu Demir,
Flut: Sebnem Poryali
organizasyon: http://www.galataperform.com10th October 2009. Galata Kuledibi. Cesme basiGalata Tower.the FountainIStanbulTurkey

“Gölgeni bul, kendi performansını kendin yarat. Kendiniz ,Gölgeniz ve diğer gölgeler ile oluşabilecek farklı beden portrelerinin dialoğu.Hayal ve gerçek arasında bir oyun. Gölgesinden ayrı düşmüş ve onun peşine düşmüş karakterimize çıkacaği yeni maceralarda yardımcı olmak ister misiniz? Bu iş tam size göre, elinzi bir balon bir top bir de şişe alıp gelin bakalım neler olacak…? Bu sefer biz sizi Galata Kule dibinde Çeşme Başında bekliyor olacağız.- 10 Ekim 2009 2o.00” çağrısıyla kendini duyuran performansa ait görseller ve video görüntülerini ekte bulabilirsiniz.

Gonca Gümüşayak, 8 yaşında bale eğitimi ile başlayan ve yurtdışı tecrübeleriyle şekillenen dans hayatının içine ODTÜ sosyoloji bölümünü de sığdırabilmiştir. Bale, çağdaş dans teknikleri , doğaçlama, yoga eğitimi vermektedir. Eğitimlerinin yanısıra yürütmekte olduğu workshoplar ile Gümüşayak, mekanın zenginliklerinden (bu bir çeşme bile olabilir) faydalanarak, iç dünyamıza ait anlık duygulanmaları aktarıyor, paylaşıyor. Galata Performansında çocukların yaratıcı düşlemelerini çeşitli enstrümanlarla takviye ederek, çeşme mekanını ışık ve gölge ile yaşatıyor.

http://tiyatroyunbaz.com/defter/defter_oku.asp

Oyunbaz-‘in Peer Gynt’ü üzerine

24 Aralık 2009 gecesi Peer Gynt oyununuzu seyrettim.

Oyun, metnin içeriği ve sergileniş biçimi itibarı ile uzun zamandır izlediğim eserler arasında kendimi en çok içinde hissettiğim eserlerden biriydi. İnsan olduğumu hissettiğim, hayatımdan parçalar bulduğum bir yer, bir zamandı.
Kendimi bu oyunu izlediğim için çok şanslı görüyorum. Bunu sağladığınız için teşekkür ederim.

Neydi bu “insan olmak, kendi olmak”…?
Oyunda, sahnede; hayatta yaşadığım çelişkileri, kendime en yakın insanları, annemi, babamı, işverenimi, sevdiğimi, sevmediğimi, hayatta sorduğum soruları gördüm.

Kendimiz nasıl oluyorduk? Sahip olduklarımız, hırsla sahip olmaya çalıştıklarımız bizi ancak bitirmeye yetebilirdi…
Arıyorduk hiç yılmadan. Neydi Peer Gynt’ün aradığı “kendi olmak”? Neydi “adam olmak, kadın olmak, insan olmak”?

Paylaşmak mıydı, beklemek miydi, bir ideal uğruna direnmek miydi?…
Bir ana, bir sevgili, bir idealin kucağında ölmek miydi?
Son sahnede, bir tarafta Solveig, bir tarafta Peer ve Dökmeci varken, Dökmeci soruyordu “Bulabildin mi cevabı?” diye.
O sırada bir çocuk olsaydı izleyicilerin arasında şöyle derdi:

– İşte orda, orda!

diye işaret parmağıyla gösteriverirdi Solveig’i, en içten naifliği ve bilmişliğiyle… 4üncü duvarı tanımayarak bize yardımcı olmak isterdi eminim. Solveig elbette bir semboldü… Ama neyin sembolü?…

İnsanca yaşamak için ne gerekiyorsa, tiyatroda gözlerimin önündeydi… Sonra sahnede annemin yıllarca söylediği, onun da annesinden öğrendiği şarkı duyuldu… Bir fısıltı gibi geçti sahneden… “Senede birrr güün, senede biir gün…”
Tüylerim diken diken oldu, kadın geçene kadar gözyaşlarıma hâkim olamadım.
Ya adam hâlâ işler başarmak, zengin olmak peşindeydi, bağımsızlığı, özgürlüğü peşinde koştuğu “kendi olmak” neydi, bulabilmiş miydi hayatın sonuna geldiğinde?…

Bu günlerde ne yaşıyorsam gözlerimin önündeydi…

Teşekkürler tiyatro… ve Oyunbaz.

Sergilemede görsellik açısından, kibrit çöpleriyle koca bir ev inşa ettiniz gözlerimin önünde.

Gölgeler zaten kişisel ilgi ve araştırma alanım. Çok etkili gölge sahneleri vardı. Ses-ritim-metin uyumlu gölge konuşturmaları, kutu ile ritimli metin ve müzik hareketleri. Sahnelemelerdeki uyarlama/yönetme/reji tercihlerinizi çok başarılı buldum.

Şemsiyeler ile dalgalar, koca bir sunta ile yelkenlinin direği batmakta olan geminin son parçası tahterevalliye dönüştü.
Nesneler ile espri dramı üretmeye başladınız. Tiyatroda özellikle bu konu çok ilgimi çekmekte: Mime ve Obje tiyatrosu.

Peer Gynt’ün çekme arabası, ışıklar söndüğünde taht gibi bir siluete dönüştü, ortasında Marks’ın resmi görünüyordu. Fırtınadan sonra bütün şemsiyeler dağıldığında ortada bir tabut vardı, oysa o sadece bir oturma sırasıydı gerçekte.
Bütün bunlar ya planlı ya da plansızdı…
Ama çok güzel imgelemler oluşturuyordu çağrışımlarda, basit ama çok zekice nesne dönüşümleri… Tiyatronun büyüsü ile bizi imgelemimizden yakalayıp etkilediniz.

Sadece sonundaki selam verme şekliniz, halen 4. duvarı koruduğunuzu ve selamın bile oyunun bir parçası olduğunu vurguluyordu.
O anda yüzümüze gülmüyor oluşunuz, bir seyirci olarak benim tiyatroyu ağır bir hisle terk etmeme sebep oldu. Bu geleneğin ODTÜ Oyuncuları’ndan gelen bir gelenek olduğunu biliyorum ODTÜ yıllarımdan…
Ama acaba böyle mi olmalı diye sordum yine… Hangi sistem?…

Belki de bu ağır hissin bendeki etkisinin daha fazla sürmesini sağlamak içindi/öyle miydi? diye bir meşru bir sebep mi bulmam istendi benden?
Öyle de oldu.

Her şey için çok teşekkürler.
Bütün ekibinizi emeklerinden dolayı tebrik ediyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

Gonca Gümüşayak.

* Sayın Gonca Gümüşayak’ın yollamış olduğu 25.12.2009 tarihli “Peer Gynt’e dair etkilenimler… Paylaşım.” başlıklı elektronik postasından derlenmiştir.

Advertisements