Basında: “Nehirle Koşan Kadın”- Sevgi ve Özgürlük Arayışı- Tigris Gazetesi. 15.02.2020

672A1B98-923B-473B-BF2A-014AD7286AB1_1_105_c.jpeg

https://www.tigrismedya.com/sevgi-ve-ozgurluk-arayisi-roportaj,3.html

E7069E38-64AC-4CD2-BC40-10130D124F1C_1_105_c.jpeg

Özel Röportaj / Mümin Ağcakaya

Mordem Sanat Merkezinde Uluslararası Festival SOLO programında; ‘Nehirle Koşan Kadın’ oyunuyla; nehrin miti sayesinde bağımsızlığını, yaşamın özünü keşfeden kadını çağdaş sanatlar performansıyla anlatan sanatçı; Gonca Gümüşayak’la sanatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. 

Gösteri bir kadının sevgiyi ve eşit güç ilişkisini aradığı hikâyesi ile başlar. Kendini içine yerleştirdiği durum farkına varmadan onu esir alır. Farkındalık yaşadığı andan itibaren, nehire doğru bir yolculuk başlar. Bu yolculuk boyunca, yaşamın özünü keşfeder. Nehrin miti sayesinde bağımsızlığının farkına varır. Yaşamın ve kararlarının kaynağı kendisi ile yeniden karşılaşır.

gonca

Bu oyun performansınızla ne anlatmak ve nasıl bir mesaj vermek istediniz?

Oyun bir kadının bağımsızlık yolcuğu, özgürlük arayışı üzerine. İlk başta sevgi arayışı olarak başlıyor. Bu aslında iki kişilik bir ilişkide; sevgiyi eşit güç ve bağ kurma dengesinde aramak ile ilgilidir. Ama sonra kadın  kendi zihninde oluşturduğu hayaller ve sınırlar ile karşılaşıyor. Bu istekleri karşıya dayatıyor. Ardından kendini sınırlandırdığı bu ilişki içinde kendisini bir tutsak olarak hissetmeye başlıyor. “Sevmenin biçimi budur” d,ye etiketleyip -seçim yapma hakkını karşısındaki kişiye- verdiği zaman seçim yapma hakkını kendisinden çıkarıp sorumluluğu karşısındakine bıraktığı zaman, durum giderek kendi kontrolünden çıkıyor. Kendi kontrolünden çıkmış bir ilişki biçiminin altında eziliyor. Kendini bir nesne olarak görmeye başlıyor. Artık kendi kararının öznesi olamıyor. Bunu fark ettiği zaman kendi içinde bir kırılma anı yaşıyor. Kendi öz benliğini ve yaradılışını aradığını, kendi kararlarıyla seçtiği sevginin sorumluluğunu almak için bir yolculuğa çıkıyor.

Bir yerde kaynağa dönüşü mü anlatmak istiyorsunuz? İnsanın kendi kaynağına dönüşü, özgürlük insanın ulaşmak istediği, arınacağı bir amaç mı? Kendi özüne yabancılaşan insanın; bu özelliklerinden arınarak; özüne ve özgüvene dayanarak, kendisini yeniden var etme olayı diyebilir miyiz?

gonca

Evet; bu kırılma sonucu, benliğinde bir ayrışma oluyor. Bunun sonucunda (bedeninden ayrılmış ruhu) bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk nehire doğru. Nehir onu çağırıyor bir şarkıyla. Nehirde bir yıkanma, arınma ritüeli yaşıyor. Bu arınma ritüeli nehre doğru yola çıkan her insan ya da ( burada karakterimiz kadın ruhu/özü) için yeniden var oluş mitine doğru bir yolculuk. Bu yolculukta bir evrimleşme teorisine kadar giden, geçmişe doğru eşit bir başlangıcı arayan bir mit var. Bu mitte ne kadın ne erkek öncedir. Bir yaratan toprak ana vardır. Bu mite göre doğadan üreyen her canlının evrimleşme süreci aktarılıyor.  Evrimleşme süreciyle karşılaşan kişi aslında fark ediyor ki, bütün yaratılan canlılar eşit, hepsi tek hücreli canlılardan gelişiyorlar / bir hücreden doğuyorlar. Belki Big Bang’den belki hücrelerin birbirleriyle – çarpışması,birleşmesi, ayrışması, tekrar yeni hücrelerle buluşup barışmasıyla – yeni organizmalar oluşturuyorlar. İnsan kendisinin de bu organizmalardan biri – olduğunu, karşısındakinin de bu organizmalardan biri – olduğunu anladığında bir farkındalık yaşıyor. Bu farkındalık anı onun yeni derisiyle ilk kez karşılaşması, kendi sınırlarını aşıp, kılıflarını çıkartıp daha öz bir ten ile karşılaşmasıyla oluyor. Öz bir ten, öz bir varlık. Bu öze ulaşınca aslında hiç birimizin farklı olmadığı dolayısıyla hepimizin benzer olduğu, bilincine ulaşıyor. Bu fikirle hem kendisine olan öz güveni hem karşısındakine olan öz güveni artıyor. Aldığı sorumlulukların, verdiği kararların öznesi olmaya yeniden cesaret buluyor. Olayın nesnesi değil olayın öznesi olmaya karar veriyor ve bu ona güç veriyor. Nehir sayesinde bu farkındalığa yeniden kavuşuyor.

İzleyiciyle de son andaki sessizlik anında buluştuğunda; izlenilen ve izlenen kısımda da değişim oluyor. Ben de seyirciyi izliyorum. Bende bulunduğum konumdan seyirciye siz de öznesiniz ve bende sizi görüyorum diyorum. Karşılıklı bir karşılaşma yaşıyoruz. Kendi varlığını fark eden insan sayesinde oluyor bu.

gonca

Diyarbakır’a ilk kez mi geliyorsunuz?

Evet. Çok sevdim. Doğu’nun başkenti diyorlardı. Sur içini gördüm. İstanbul Sur’ları kadar büyük. Tarihin korunması ve tarihe saygının gereği, çok kültürlülüğün devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Biraz da düzenli bir şehir olarak gördüm. Ankara’ya benzettim. Ankara’nın yolları gibi geniş yolları var.

Nasıl bir izlenim edindiniz?

İnsanları çok sevecen ve çok sıcakkanlı. Gönülden karşıladılar. İndiğimiz andan ve burada olduğumuz ana dek süreç boyunca bizi el üstünde tuttular. Kendimizi değerli birer sanatçı gibi hissettirdiler. Onlara da bizim bir katkımız olduysa ne mutlu. Bir Fiziksel Tiyatro, Çağdaş Dans atölyesi yapıyoruz. Burada Mordem Sanatta genç profosyoneller ile  çalışıyoruz. Faydalı olduğumuzu hissediyorum. Onlarla da iyi bir etkileşim halindeyiz. En güzeli bunu çevre insanları ve uluslararası farklı gruplar ile paylaşarak oluyor. Geldiğimiz yerleri, farklı dilleri yadsımadan. Bende Kürtçe, Zazaca, Farsça kelimeler öğreniyorum. İran’dan gelen arkadaşlarımız var. Onlarla önce İngilizce anlaşıyoruz, sonra birbirimize tekrar tercüme ediyoruz. Dil bariyerini de aşarak bedenle, dansla, hareketle, fiziksel tiyatroyla yeni bir beden dili paylaşıyoruz. Bu da aslında dil bariyerini ortadan kaldırıyor. Yine; “özde beraberiz” düşüncasine doğru bizi götürüyor. O yüzden Mordem Solo Festivalinin – buna katkısı olduğuna inanıyorum. Sanatın evrensel boyutuna ulaşmış oluyoruz. Ve sınırlar ortadan kalkıyor.

gonca

Çağdaş sanat yapıyorsunuz. Burada insanların izlemesine şaşırdınız mı?

Gayet doğal. Gençlerin ilgisi oldukça iyi. Sorular sordular, ürettiler. İstanbul’da bu kadar sormuyorlar. Belki de çok karşılaşıyorlar. Onlar için bir tüketim malzemesi haline geliyor. Burada tüketim malzemesinden çok bilgiyi edinme ve paylaşma doğrultusunda daha sağlıklı ilerlediğini hissediyorum. Oradakilerde çokluk ama çokluk içinde karmaşa var. Burada azlık içinde özlük var. Çağdaş sanat güzel algılanıyor diyebilirim.

Çağdaş performans sanatın diğer sanatının diğer sanat biçimlerinden (tiyatrodan) farklılığına nasıl bakıyorsunuz?

Çağdaş olan şu ana ait olan dönemin sanatı. Çağdaş sanat; romantik dönem, klasik dönem, modern dönem ve şu anki çağdaş dönemden – her dönemden bir etki taşıyor olabilir. Ama şu anda biz performans sanatıyla uğraştığımız için, performans sanatında özel olarak anlamı; “o ana özel ve performansçının kendi öz gerçekliğiyle üretilmiş olması”ndan kaynaklandığını düşünüyorum. O bağ kurmayı; bire bir veriyor.  Ben var olurken, sen de var oluyorsun ve biz burada karşılaşıyoruz. Bu sizin gözünüzün önünde oluyor biçiminde gerçekleştiğini düşünüyorum. “O anı” paylaşıyor. Hem üreten hem de izleyen olarak. Böyle katılımcı sanat formları gerçekleşirse, bazen izleyen de üretici konumuna geçebilir. Çağdaş sanatı böyle yorumluyorum. Resim sanatında tual var, mekân ve renklerle oluşturuluyor. Performans sanatı mekân ve zamanı aynı zamanda kullanıyor. Tiyatro tekrar edilebiliyor, yeniden üretilebiliyor. Performans sanatı sadece o anda ilk kez ve tek kez sergileniyor. Biraz çağdaş performans sanatının tiyatrodan farkı bu. Klasik tiyatro da şu anki çağdaş performans biçimini düşünecek olursak; o anda o seyirci için üretiliyor aslında. Günümüzde Çağdaş Tiyatro da yeniden üretirken anda olma  yöntemlerini sorguluyor.

Çok teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: